14 Eylül 2011 Çarşamba

Belki siz de bir Spartacus veya Zeyna'sınızdır...:)


Hayat mı üstüne gelmeli insanın yoksa insan mı üstüne gitmeli hayatın? İnsanoğlu çoğu zaman savunmada kalmayı tercih ederek sadece gelen atakları karşılamaya meyillidir ve pasif bir tutum izler. Kolaya kaçtığı için mi yoksa kolay vazgeçtiği için midir? Ya da bu, toplumumuzun her zaman gençlere empoze ettiği garanticiliğe teslim olmaktan ve risk almaya karşı yaratılan korkudan mı kaynaklanır? Belki de tüm bunlar düşünme tembellerinin bahanelerinin ya da kendini ifade etme engelleyicilerine boyun eğenlerin savunma mekanizmalarının bir parçasıdır. Kim bilir? Bu soruların yanıtlarını belirlemek imkansız olsa da insanın karakterine, yetiştirilişine ve hayat gayesine göre değişebilir. Halbuki hayatın bir parçasıyız hepimiz; evet ama onun içinde onu oluşturan “ana” öğeleriz. Peki biz olmasak hayat kavramı olur mu? Madem oluşumu bizlere bağlı olan bir kavramın içerisinde yaşıyoruz; o zaman neden biz onu zorlamayalım, neden üstüne gitmeyelim? Bizi bundan alıkoyan nedir? Gardımızı alarak ne zamana kadar savunmada bekleyebiliriz ki..Belki de o yüzden mutsuzuz,doyumsuzuz,bilinçsiziz…Pasiflik,tembellik, korkular,risk almaktan çekinen yapı ve toplumun empoze ettiği garanticilik,mahalle baskısı vs…Tüm bunlar elimizi kolumuzu bağlamaktan öteye gitmiyor.Böylelikle benliğine yabancılaşan, ne istediğini bilmeyen, amaçsız, korkak, duygularından çekinen ve onları saklamaya çalışan, kimliğinin farkındalığını yitiren,ne istediğini bilmeyen sadece yürüyen,nefes alan ama düşünmeyen,yorumlamayan ve uygulamayan, iki bacaklı varlıklardan ibaret oluyoruz.Baştan kaybeden olmak, hayal kırıklığından kaçmak istiyoruz belki ama daha savaş başlamadan mücadeleden vazgeçiyoruz.Fakat farkında değiliz ki aslında tam vazgeçtiğimiz  anda en ağır mağlubiyeti aldığımızın…Tıpkı futboldaki gibi; ataktan çok savunmaya önem veren bir takım gibi düşünün.Rakip takım, savunmayı kırabilmek için mücadele eder.Diğeriyse, risk alarak kontra atak yapıp gole çevirirse durum başka.Ama ya risk almaz daha da savunmaya odaklanırsa? Savunmayı tamamen bıraksın direkt atağa geçsin demiyorum fakat savunurken atağa çıkabilmenin yolunu da bulmaya çalışmalı. Savunmaya iyice çekilen takım direnir, pasif kalır ve atağa geçemez, ya da o riski alamaz. Fakat sıkıştıran, ezen, bunaltan ve vazgeçmeyen takım en sonunda savunmayı hataya iter ve top filelerle buluşur. Ya kazanırsınız ya kaybedersiniz. Ha tabi berabere de kalabilirsiniz fakat siz bunu karakterinize ne ölçüde yedirebilirsiniz asıl önemli nokta da budur. Ya da yerinizde saymak ve emeğinizin karşılığını alamamak ne kadar tahmin edicidir? İşte tüm soruların cevapları bizde... Dışarıda aramayın artık! Şartların tümünü yönlendiremezsiniz belki, bazen “kader” veya “hayırlısı buymuş” dersiniz. Haklısınızdır da ama en azından elinizden geleni, hatta fazlasını yaptıysanız içiniz rahattır…Asıl önemli olan da ruhunuzun huzurudur aslında…O yüzden üstüne gidin hayatın, üzerinize gelmesine izin vermeyin.Geldiğinde ve duvara çarpıp yere düştüğünüzde ise vazgeçmeyip, silkelenip tekrar oyuna dahil olabiliyorsanız o zaman işte hayatın tam da üzerine gidiyorsunuz demektir ve köşeye sıkışması an meselesidir. İşte oradan sonrası zaferdir artık ve gayenize ulaşmışsınızdır. O mutluluğun lezzeti de apayrıdır. Tadından yenmez...Sadece SABIR…AZİM…CESARET…Belki biz de bir Spartacus veya Zeyna'yızdır...Denemeden bilemeyiz;) Hepimize kolay gelsin...Hayat zor hele büyümek hiç ama hiç kolay değil...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder